Kitap Zekayı Kibarlaştırır...
Ana sayfa » Hayatsız Kadın Ayşe – Alper Uruş

Hayatsız Kadın Ayşe – Alper Uruş

tarafından Marie Sklowoska

HİÇ GENELEVE GİTTİNİZ Mİ?

Hiç hayat kadınlarıyla empati yaptınız mı? Onların “çalışma” koşullarından haberiniz var mı, haberimiz var mı? Onlara iş verir miyiz, onlarla evlenir miyiz? Herkesin cevabı koca bir “hayır” olur. Fakat onların orada olmalarının sebebi biziz. Bedenini satan kadınların, tacize tecavüze uğramış çocukların acılarında bizim sorumsuzluğumuz, umursamazlığımız, empati yoksunluğumuz yatıyor.

Çok azı hariç hiçbir hayat kadını bu yaşamı kendi seçmiyor. Onlar da genellikle çocuğu için, onların aç kalmaması için bu “kolay” yolu tercih ediyor. Çoğunun geçmişinde taciz, tecavüz, şiddet, aile içi şiddet, ensest, aileden dışlanma yer alıyor. Çoğunu babası, annesi, amcası, abisi, kocası, sevgilisi satıyor; onlardan geçiniyor. Yeryüzünün en berbat “mesleği”, vergi rekortmeninin bir dönem Manukyan adlı genelev işletmecisinin olduğu düşünülürse ortada büyük miktarların döndüğünü söylemek hiç de zor olmuyor.

“ Başta aile, ardından çevre, toplum ve devlet nezdinde damgalanan bu kadınlar, hem dışlanıyor hem de yeri geldiğinde “sen orospu değil miydin” diye geçmişleriyle kabul edilmiyorlardı.

Yeni bir sayfa açmak, cezaevinden çıkan eski bir mahkum için bir zorluksa, hayat kadını için en az üç katı zorluk demekti.”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 129

Her gün aşağıladığımız, ismini en aşağılayıcı küfürlerde gezdirdiğimiz insanlara gel o işi bırak diyoruz. Oradan zar zor çıkabildiklerinde ise geçmişiyle dövüyoruz onları. Bu bizim toplumca ikiyüzlülüğümüz. Onlara sövmeyi biliyoruz, ama onlardan vergi almayı unutmuyoruz. Her kağıdında kendi eti, acısı olan kadınların paralarını onlara bırakmıyoruz, fakat o “haram” paraları gönlümüzce yiyoruz. Kurban keserek genelev açıyoruz. Sabah bayram namazına, ardından geneleve gidiyoruz. Genelevleri en çok dini bayramlarda ve asker sevkiyatının olduğu günlerde dolduruyoruz. Vatan uğruna “peygamber ocağına” giderken geneleve de uğramayı ihmal etmiyoruz. Zina ediyor, fakat asla cünüp gezmiyoruz. Karımızdan, çocuklarımızın anasından istediğimizi bulamayıp, her türlü canavarca fanteziyi hayat kadınlarından istiyoruz. İşimiz bitip kendimize geldiğimizde de az önce zevk alan biz değilmişiz gibi “Sen buraya nasıl düştün?” diyoruz. Yüzde doksan dokuzumuz Müslüman, fakat devlete bağlı bir sürü genelevimiz var ve onları hiç boş tutmuyoruz. Toplum olarak ikiyüzlüyüz, ahlaki açıdan bitmiş bir vaziyetteyiz. Ünlü siyasetçimiz(?) bile genelevlerin kapanması hakkında “kapatalım da vatandaş bizi mi s*ksin” diyebiliyor.

“Türkiye’de 60’ı aşkın genelevinde 3 bin 700 hayat kadını çalışıyor. Genelevlerinde çalışan bu 3 bin 715 kadının dışında, Türkiye’de tescilli hayat kadını sayısının 15 bin olduğu biliniyor. Türkiye’de genelevlerinin dışında randevu evleri, apartlar ve fuhuşun ön plana çıktığı otellerle birlikte vesikasız çalışan hayat kadını sayısı yaklaşık 100 bini buluyor. Türkiye’de kadın nüfusun, toplam nüfusun yarısından biraz fazla olduğu düşünülürse, ülkemizde 350 kadından 1’i fuhuş batağında yaşam savaşı veriyor. Üç büyük kentte genelevinde çalışmak için vesika bekleyen kadın sayısı 30 bine yaklaşıyor. Türkiye’de genelevleri, oteller, randevu evleri, bar, pavyon, disko vb. mekanlarla fuhuş sektöründe 3-4 milyar dolarlık paranın döndüğü tahmin ediliyor. Genelevlerinde çalışan kadınların yüzde 30’u kocaları, yüzde 10’u anne, baba ya da ağabeyi tarafından satılıyor. Vesikalı ya da vesikasız olarak cinsel ilişkiye giren kadınların 63.4’ü resmi, yüzde 12.2’sini imam nikahıyla evli kadınlardan oluşuyor. Türkiye’de her üç kadından biri cinsel tacize uğruyor.” (syf 195)

Burada her ayrıntıyı yazmak istemem, mideniz almaz fakat oradaki koşullar gerçekten berbat. Bir kere “parasını veriyorsan” her türlü şeyi yapma hakkın var, ters ilişkiye zorlaman dövmen, yüzüne kezzap atman, vücudunu çizmen… Çoğu hayat kadınının sırf iştahı açılıp kilo almasın diye müşterisine güzel gözükmek uğruna doğum kontrol hapları kullanması yasak. Gelen erkeklerin de takdir edersiniz ki neredeyse hiçbiri korunmuyor. Maalesef bu kadınlar üç dört ayda bir hamile kalıyor, sürekli kürtaj oluyorlar ve bir süre sonra asla anne olamayacak hale geliyorlar. Normal bir kadının kürtaj sonrası bir süre cinsel ilişki yasağı olmasına rağmen onlar sadece birkaç saat sonra yine “işlerine” kaldığı yerden devam ediyor. Adet dönemlerinde de çalıştırılıyorlar.

“Evlere şenlik denilebilecek hayat kadını muayenesi ise şöyle oluyordu. Adet olan hayat kadını bir gece önce kanının durması için bir fincan dolusu kahvenin içine bulamaç haline gelinceye kadar limon sıkar, bunu yerdi. Bunu fincan fincan içilen kahveler izlerdi. Ertesi günse çatala çıkmadan tazyikli suyla yaptığı temizliğin ardından önce muayenesini olur ardından da hiçbir şey yokmuş gibi çalışmaya devam ederdi.”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 64

“Genelevde kadınların korunmasına başta patronlar olmak üzere kimse sıcak bakmıyordu. Doğum kontrol hapını, patronlar hayat kadınının iştahını açması nedeniyle onaylamıyordu. Kızlarının azıcık toplu olmasındansa üç beş ayda bir hamile kalıp kürtaj yaptırmasında, en sonunda da rahimlerinden olmasında ne sakınca vardı!

Yine bünyede kanın birikmesine neden olduğu için hayat kadını da vücudunun deforme olacağı düşüncesiyle doğum kontrol hapı kullanmaya yanaşmıyordu. Gelen erkeklerin yüzde 95’inden fazlasının prezervatif kullanmaması ortalama üç, dört ayda bir hayat kadınının hamile kalmasıyla sonuçlanıyordu.”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 162

Çoğu hayat kadını bu düzene kendini uyuşturarak katlanıyor. Genelevin girişindeki “alkol, uyuşturucu yasaktır” ibarelerine rağmen içeride bunun alası yer alıyor.
“Mersin’de çalıştığı evde kadınların büyük bölümü gündüzleri votka içiyordu. Bedeni çarkın içinde peşkeş çekilen bu kadınlar arasında hap ve esrar kullanıldığını da orada öğrendi. Genelevlerde hayat kadınlarının hafif baygın bakışlarla erkeklere bakmasının rahat davranmasının ve ağızlarını yayarak “Gelseneee…” deyişi, uyuşan bir beyin ile bu maddeler arasında saklıydı.”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 100
Alper Uruş hayatız kadın ayşe kitabı
Genelev önündeki eylem sırasında kapı aralığından kendine uzanan ele ulaşmaya çalışırken

Bu resmi internette bulamadım ama vardır mutlaka, kitabın arkasından çektim. Ayşe Tükrükçü’nün bakışındaki acıyı, içerideki hapishaneden beter yerden uzanan ele olan bakışını görünce hayattan soğudum, her şey anlamını yitirdi.

Kim Bu Güçlü Kadın Ayşe?

Antepli, 67 doğumlu. Babası onu çok küçük yaşta bırakıp Almanya’ya çalışmaya gidiyor. Kendisine çok sevdiği babaannesi bakıyor. Almanya’ya gidip orada yaşıyor fakat babaannesinin ricası üzerine geri dönüyor. Hayatının ilk ve en büyük travmalarından birini yaşıyor. Amcası Ali Rıza tarafından 9 yaşında tecavüze uğruyor. Amcasının erkeklik organını üzerinden fare geçtiğini sanacak kadar masum ve küçük. Birkaç ay sürüyor bu işkence. Amcası yıkıyor ve kurutuyor onu. Bu yaşına gelmiş kadın bu yüzden duştan sonra hiç kurulanmıyor hayatında. Almanya’ya geri dönüyor. Aile içi şiddet almış başını gidiyor. İlk reglini olduğunda tecavüz kanı sanıp sinir krizi geçiriyor. Ailesine dava açılıp yurda veriliyor. Annesi ve babası uğradığı tecavüze inanmıyorlar, öz annesi tarafından bizzat hakim önünde “orospu” yaftası vuruluyor. Kendi söylemiyle hayatının en rahat safhası olan yurtlar dönemine giriyor. Yurtta bir gün eğitim amaçlı taciz sahnesini görünce odasına çıkıyor; dağıtmadık, kırmadık hiçbir şey bırakmıyor. Ailesine kendi isteğiyle geri dönüyor, evden kovuluyor. Sokaklarda yaşıyor, aşık oluyor ama bedenine kimseyi dokundurmuyor. Aşık olduğu genci çok seviyor, sevdiği adamın onun elini tutarken bile izin istemesi Ayşe’de büyük bir güven duygusu uyandırıyor. Fakat çocuğun ailesi bu ilişkiye izin vermiyor. Türkiye’de evleniyor, çocuğunu düşürüyor. Bu hayattaki en büyük acılarından biri oluyor. Bir erkeğe yeniden güveniyor. İşte hayatının en büyük faciası olan ve 2.5 yıl sürecek genelev hayatı burada başlıyor. Kendini iyi niyetli tanıtan, Ayşe’yi evlenme hayaliyle kandıran Bahri, kocası, onu geneleve satıyor.

“19 Kasım 1993 Cuma günü, akşamüstüydü… Polis noktasından geçerken hayret içinde Ayşe, “Burası neresi?” diye sordu. Görevli memurun bu soruya yanıtı, “Haydi içerde alışırsın.” oldu.”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 98

Ondan sonra en kötü günler başlıyor, en ağır dönemler. Birçok hayat kadını gibi o da ilk müşterisini unutamıyor, ilk travmasını… Fakat o diğerleri gibi alışmak istemiyor, hep başkaldırıyor. Firar ediyor, müşterilerinin tepesinde vazo kırıyor, patronlara isyan ediyor. Bedelleri büyük oluyor. Özellikle ilk firarının cezası ıssız bir yayladaki eve götürülüp polisler tarafından toplu tecavüze uğraması oluyor, öldürmeyecek ama yaşatmayacak dayaklar günlerce sürüp gidiyor. Sonunda morlukları kapatan bir makyaj, uzun etek ve üstlük, odasındaki siyah ve mor neonları yakıyor, hayatına kaldığı yerden devam ediyor…

Genelevde düğün yapmakla bir ilk oluyor, kendi bedeniyle kendi düğününü yapıyor, kendi evini düzüyor. Orada da rahat olmuyor, ıslah-ı nefis için kocasına katlanmaya devam ediyor. Bilmeyenler için ıslah-ı nefis belgesi, hayat kadınlığını sicilinden silme belgesidir. Yasalara göre 5 yıl bir adamla evli kalırsanız artık devletin gözünde hayat kadını olmuyorsunuz ve tüm geçmişiniz siliniyor. – Fakat bu lafta kalıyor tabii. – Ayşe sırf bunun için genelevde yemediği dayakları kocasından yeme pahasına da olsa katlanıyor, geri dönüş yok diyor.

“ 9 Mayıs 1996’da Kütahya Genelevi’ne verdiği “Islah-ı Nefis” başvurusunun bir sonuca ulaşması için Ayşe uzun yıllar emek verdi. En son Kanal D’de kadın programı hazırlayan televizyoncu Esra Ceyhan’ın masraflarını üstlenmesiyle Ayşe, avukatı Esra Baş kanalıyla, 27 Kasım ve 10 Aralık tarihlerinde “Islah-ı Nefis”ten faydalanabilmek için Kütahya Valiliği Zührevi Hastalıklar ve Fuhuşla Mücadele Komisyon Başkanlığı’na başvuruldu.

Yapılan bu başvurulara 28 Aralık 2007’de gelen cevapta on bir buçuk yıl sonra şu cümleler yer aldı:
Ayşe Tükrükçü’nün Islah-ı Nefis istemi kabul edilerek ilimizdeki vesika kaydı silinmiş ve ilimizdeki sicil kayıtlarında gerekli düzenlemeler yapılarak Islah-ı Nefis kararı alınmıştır!”

Hayatsız Kadın Ayşe – Sayfa 194

Sonra yine sokaklarda kalıyor, ardından bizim de şahit olduğumuz dönem geliyor. Televizyon programlarına çıkıyor, sesini duyurmaya çalışıyor, eylemler yapıyor. Hatta milletvekili adayı bile oluyor! Bir ilk oluyor tabii, yurtdışı basında da büyük ses getiriyor. Sonra da Hayata Sarıl Derneği’ni sevenlerinin yardımıyla kuruyor. Evsizlere yemek, iş, barınma imkanı sağlıyor. Son hayali evsizler için bir rehabilitasyon merkezi kurmak… Kitabı satın alarak destek olabilirsiniz, ya da İstanbul’da oturuyorsanız Hayata Sarıl Lokanta’sında yemek yiyebilirsiniz.

Son olarak, kitap ağır bir kitap. Burada yazdıklarımın bin misli kitabın içinde yer alıyor. Okuduktan sonra çok etkilenecekseniz; erkeklere, cinselliğe bakış açınız değişecekse okumayın.

Bedensiz Ruhlar Belgeseli

48. Altın Portakal En İyi Belgeseli seçilen Bedensiz Ruhlar Belgeseli:

İlgili Paylaşımlar

Yorum Yap