Kitap Zekayı Kibarlaştırır...
Ana sayfa » Leyla’nın Evi – Zülfü Livaneli

Leyla’nın Evi – Zülfü Livaneli

tarafından Kübra Çoban

Zülfü Livaneli Leyla’nın Evi Roman Analizi

Zülfü Livaneli‘nin 2006 yılında yayımlanan bu kitabının, ilk sayfalarından itibaren, belki hiç hissetmediğiniz hatta belki de görmediğiniz boğazın nemli havası yüzünüze vurmaya başlar.


Osmanlı’dan kalma boğazın inci dizisinden bir tanesinde başlar olaylar. Tıpkı yalı gibi sahibi de Osmanlı’dan kalma bir hanımefendidir: Leyla.

Leyla’nın geçmişinde 19.yy Osmanlı İstanbul’una götürür Üstad okuru. Balkan Savaşları, bu savaşların vurduğu göçmenlerin ve onların acıları üzerinden hem geçmişe küçük bir yolculuk hem de göçlerle, istilalarla, kovulmalarla tekrar tekrar el değiştiren mülk kavramı üzerinde durur Livaneli. Kişinin oturduğu evi satması ya da satın alması değildir mevzu bahis. Aile mirası evlerin kaybından, ata mirası toprakların kaybına, devletlerin el değiştirmesine kadar geniş bir yelpazede işlenir mülk ve barınma kavramları.

Tarih ile gün, geçmiş ile şimdi öyle iç içe sunulur ki, oturduğu semti adının nereden geldiğini unutan belki de hiç bilmeyen şimdiki zaman insanıyla 500 yıl öncesinde oranın sahibi olan insanı aynı betondan yığında bir arada görebilirsiniz.


Tarih ile şimdiki zamanın karakterler üzerinden iç içe geçmişliği kadar farklı kültüre ait insanların da ortak bir noktada kah gönüllü kah zorunlu bir akrabalığı ve birbirlerinin hayatlarına dokunuşu olay örgüsünün temelini oluşturur.

60’lı yılların işçi göçleriyle Almanya’ya gitmiş muhafazakar bir ailenin; ne Almanya’ya ne de Türk kültürüne aidiyet hissetmeyen, içindeki isyankarlığı hip-hop müzikle dışarı atan kızıdır Rukiye/Roxy. Aşağılanan, küçük görülen, kendini deli diye tanımlayan, kavgacı şimdiki zaman insanıdır. Onu değiştiren ise annelik gibi dursa da geçmişe sığınmış, anılarıyla kendine dünya kurmuş bir kadındır: Leyla.


Dimdik duruşu, kibarlığı, terbiyesi, görgüsü, hoşgörüsü kadar müzik bilgisi ile asi, kavgacı gençlerde saygı uyandıran, hayranlık bırakan bir kadındır Leyla.

Leyla ile Roxy/Rukiye arasındaki uyumu sağlayan yaşanan olaylar olduğu kadar tek ortak noktaları olan Yusuf’tur.

Diğer yanda ise yalının yeni sahibi olan Ömer ile karısı Necla vardır. Ömer uşak soyundan gelmesine rağmen iyi eğitim almış başarılı, zengin bir iş adamıdır. Parayı nasıl bulduğu ise kitabın sonlarına doğru ortaya çıkar. Bu haliyle 80’li yılların yerden bitme zenginlerini temsil eder. Karısı ise orta halli bir memurun geçim sıkıntıları içinde yetiştirdiği; zengin olma hırsıyla tabiri caizse gözü kör olmuş bir kadındır.

Ömer’in babası Ali Yekta Bey, dedesi ve babası gibi konaklarda uşaklık yapmaktadır. Oğlunun kendisi gibi olmaması ümidiyle tüm varını yoğunu onun eğitimine yetişmesine harcayacak kadar hırlı bir eski İstanbul beyefendisidir. Oğlunun kaderini değiştirebilme hırsı, patronuna karşı nefret duygusu beslemesinden kaynaklı değildir. Aksine velinimetine -patronuna böyle hitap eder- olan bağlılığını saygısı sonsuzdur. Şaşırtıcı bir biçimde hem uşak olan atalarıyla gurur duymaktadır hem de oğlunun zengin bir efendi olmasını istemektedir.

Ana karakterler ve olay örgüsünün arasına çeşni gibi serpilmiş birileri daha var. Kitapta öncelikle Ali Yekta Bey’den duyduğumuz dağlılar. Anadolu’nun çeşitli illerinden, köylerinden gelmiş önce konaklardan çalışmış sonra da gecekondu mahalleleri kurmuş taşra insanları… Livaneli özellikle Cemile üzerinden bu insanların toplumsal yapıda nasıl bir yer teşkil ettiklerini anlatır. Cemile’nin din hocasına gitmesi, onun her dediğine sorgulamadan düşünmeden inanması hem bu insanların eğitiminin zayıf oluşunun bir göstergesidir hem de bu insanların din adı altında nasıl sömürüldüğünün de örneğidir. Bunun yanı sıra başta Cemile olmak üzere dağlı diye tanımlanan insanların Leyla’ya olan tavır değişiklikleri ile toplumun iki yüzlülüğünü de göstermek istemiştir yazar.

Tüm olay örgüsü, geçmişten günümüze yolculuk, kültür farklılıkları enfes bir akıcılıkla ve dil güzelliğiyle işlenmiştir.


İyi okumalar dilerim 🙂

Zülfü Livaneli – Leyla’nın Evi Roman Alıntıları

Politika da aynen hayat gibi. Senden kuvvetlinin önünde eziliyorsun, senden güçsüzü de eziyorsun.

Zülfü livaneli-Leyla’nın Evi

Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yaşamanın amacı neydi?

Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu?

zülfü livaneli – leyla’nın evi

Bu dünyada hiç bir şeyin yaz sıcağındaki çınar gölgesi kadar hoş bir serinlik sağlayamayacağını düşündü. Bu gölgelere asırların huzuru sinmişti sanki..

zülfü livaneli – leyla’nın Evi

İlgili Paylaşımlar

Yorum Yap