Kitap Zekayı Kibarlaştırır...
Ana sayfa » Dünden Bugüne Türklerde Dil ve Din

Dünden Bugüne Türklerde Dil ve Din

tarafından Diary of Last Man Existed

The Türkçe versus Arapça…

En baştan belirteyim ki Arapça dilini konuşmayı bilmiyorum; sadece Kur’an-ı Kerim sayesinde birkaç şeye hakimim. Bu dil hakkında ahkam kesmek benim haddime değil. Bugüne kadarki birazcık birikimim ve bu kitapta da dikkatimi çeken noktaları birleştirerek anlaşılır şekilde bir inceleme yazmaya çaba sarfedeceğim.

Türkiye gazetesi’nin 1990 – 1993 yıllarında “Bir Bilen” isimli köşesinden inciler ile incelemeye başlamak isterim. Şöyle ki:

“Herkesin Kur’an’ı anlamasını tavsiye etmek büyük sapıklıktır!”
“Mushafı(Kur’an’ı) hiç okumayıp, sırf hayır ve bereket için evinde saklamak, caiz ve sevaptır.”
“Kur’an-ı Kerim hiçbir dile, hatta Arapçaya bile tercüme edilemez.”
“Hangi tercüme olursa olsun hiçbir tercümeden din öğrenilmez.”
“Bir kimse, Kur’an-ı Kerim’den anladığına uyarsa, İslam’a uymuş olmaz. Kur’an-ı Kerim’de her hüküm var ise de, bunları ancak Peygamber Efendimiz doğru anlamıştır.”
“Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için Kur’an tercümelerine bakmak, çok yanlıştır.”

Veee… Bonus olarak “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu” zihniyetine benzer bir örnek:

“Kur’an-ı Kerim’i kendi görüşüyle açıklayan doğru olsa da, hata etmiştir.” Doğru olsa da mı!? “Doğru” sözcüğünün başka anlamı da mı var yoksa?

Din adamları, Arapça öğrenmelidir; kendi dilinin yanına ikinci bir dil öğrenmek kesinlikle bir meziyettir. İnsanların kandırılmadan, uyutulmadan, ezilmeden kavramları, bilgileri öğrenmesine aracılık etmek takdir edilesi bir yetenektir. Sadece din için değil ve fakat felsefe metinleri, bilimsel metinler, edebi metinler v.s gibi şeyler için de diğer toplumların dilleri öğrenilmelidir. Bir toplum, diğer toplumların ürettikleri düşünceleri yetkin bir biçimde kendi dillerine çevirmediği sürece nasıl öğrenecek, nasıl gelişecek? Antitez olarak, “Sen yanlış düşünüyorsun; Her Arap bir diğer Arap’a, her Fransız bir diğer Fransız’a, her İspanyol bir diğer İspanyol’a bakarak gelişti. Çeviri metinlere hiç gerek yoktu ki!!!” diyen var mı aranızda?

Sartre, “Konuşmanın amacı gördürmektir” demiş, özetle “sözcükler, imgelemde görüntüler oluşturmanın araçlarıdır” Aynı dili konuşanlar arasında dahi bir kişi diğerinin imgeleminde karşılığı olmayan bir sözcüğü kullandığında ardından anlaşılmazlık doğmuyor mu? Durum böyleyken, bir ulusun ana dilini bozmak nelere sebebiyet verebilir, bir düşünün. Ana dili bozmaksızın ikinci bir dil öğretmek, öğrenmek başka şeydir… Karıştırılmasın!

Kur’an’ı anlamanın, anlayarak okumanın, öğüt almanın öneminden dolayı kolaylaştırıldığı Kamer suresi’nde belirtilmiştir. Fussilet suresi’nin 44. ve Taha suresi’nin 113.ayetlerinde Kur’an’ın neden Arapça olarak indirildiği söylenmiştir. Bu ayetler, aynı zamanda Kur’an’da kullanılan sözcüklerin, “Kafir” Arapların Kur’an’dan önce putlara taparken de konuştukları Arapça olduğu yani söz dağarcıklarında bu dilin ürünlerinin bulunduğunun kanıtı değil midir? Peki… Tanrı’nın bir topluma elçi yollaması, Tanrı’ nın onlara değer verdiğini gösterdiği gibi, elçinin gönderildiği yıllarda yeryüzünde Tanrı’yı en çok öfkelendiren, çığırından çıkmış toplumun da o toplum olduğunun kanıtı değil midir? Tarihte herhangi “kusursuz” bir topluma peygamber gönderilmiş midir? Dili sebebiyle mi o toplumu seçmiştir Tanrı? İletişim problemi olan bir Tanrı mı ki sadece dil yüzünden Arapçayı ve Arapları seçsin? Allah/Tanrı, Al-i İmran, 103 ve Cuma, 2 gibi ayetlerde Araplar için neler demiş, bir bakın!

Şimdi… Yukarıdaki yazılanlara Kur’an’ dan delil gösterebildiğimiz halde Arap dilinin diğer dillerden üstün tutulduğuna dair bir ayet bulamadım. (Böyle bir ayet bilen varsa beni aydınlatsın lütfen) Fakat, Kur’an’da Rum suresi 22.ayet’de insanların dillerinin, renklerinin başka başka olmasının Tanrı’nın işlerinden, kudret göstergelerinden biri olduğu yani insanların birbirlerine üstünlüğünün dillerine bağlı olmadığı belirtilmişken, Arap dilinin en kutsal dil olduğunu savlayanlara şunları sormalı: Örneğin, Allah-u Teala/Tanrı’nın elçileri/peygamberleri Musa ve İsa hangi dilleri konuşuyorlardı? Arapça mı? Hayır. Tanrı için bir dil engeli, bir iletişim problemi var mıdır? Hayır. Bir arkadaşımın tabiriyle Tanrı, dil faşisti midir? Hayır.

Hz. Musa zamanında konuşulan dil tüm dünyada konuşulan dil değilse, Hz.İsa zamanında konuşulan dil tüm dünyada konuşulan dil değilse ve eğer bu vahiylerin çevrilmesine Allah izin vermiyorsa bu sadece üzerine vahiy indirilen topluluğun ‘hidayet’e ermesini istiyor anlamına gelmez mi? Diğer tüm toplumları dışlayan bir Tanrı’dan bahsedebilir miyiz? İbrahim suresi’nin 4.ayeti ortadayken, çeşitli topluluklara çeşitli dillerde vahiyler-bildiriler gönderen, diğer o dili bilmeyen kullarını da gözeten Tanrı’nın vahiylerinin tercüme edilmesini istememesi düşünülebilir mi?

“Kur’an’ın çevirisi Kur’an yerine konulamaz, çünkü Kur’an’ın anlamını veremez” deyip, Arapçaya, hem Kur’an alfabesi hem İslam alfabesi hem Müslüman alfabesi hem Osmanlı alfabesi vesaire gibi adları takıp hem de “Kur’an Arapça değil Allahçadır” diyen aynı din bezirganlarının peşinden gidenler, Türkçe sözcüklerin Arapça sözcüklerin anlamını karşılayamayacağını düşünenler bilsinler ki Kur’an’daki 2500 sözcüğün 2490’ının karşılığı geçmişte Türkçe’de bulunurmuş. Kur’an’ın anlaşılmadan okunmasına neden olan bilisiz(cahil) din bilginlerinin ! etkisi toplumu yüzyıllar içerisinde ne hale getirdiği ortadadır; günümüzdeki deist, ateist, agnostik nüfusunun artışındaki nedenlerden birinin de bu olduğunu düşünmek çok mu uçuk bir düşüncedir?

Ayrıca, dilin, konuşma yetisinin sadece insanlara verilmediğinin delili Kur’an’da yok mudur? Neml suresinin 16 – 21. ayetlerini çöpe mi attık? Kuş dilinde, karınca dilinde dahi “Allah” sözcüğünün ‘kavramsal’ karşılığı var da Türkçe’de yok mu? Örneğin, Nur suresi’nin 41.ayetinde yazanlar okunduktan sonra “Tanrı’ya Arapçadan başka hiçbir dille seslenilemez” nasıl denebilir? Her yaratılanın kendine özgü bir şekilde tesbihi mevcut iken… Piyasada, başlıkları Türkçe fakat içindekiler Latince harflerle yazılmış Arapça olan borçtan kurtulma duası, karınca duası, bereket duası v.s gibi dualar meşhurdur çünkü Türkçe olarak Tanrı’ya yakarırsanız dualarınız kabul olunmaz!!! Ey Müslüman, Allah, “Bana anlamını bilmediğiniz, kavramadığınız Arapça sözcüklerle seslenin, dua edin” der mi?

Türkiye’de Arapçayı Kur’an-ı Kerim’in indiriliş dili olması nedeniyle en kutsal dil olarak görenler dikkatli okuyunuz çünkü en bilinen, başka dillerden Türkçe’ye geçmiş sözcüklerin bazılarından söz edeceğim. (Gerçekte ise binlerce kelime var!)

Arapça “es-salat” sözcüğünün Türkçede karşılığı yok sayılarak -ki “yükünç” denilir- Farsça “namaz” sözcüğü dile sokulmuş. Yazar, bu noktada “ne demeye Arapçasını sokmadınız da, kalkıp Farsçasını dilimize soktunuz; yoksa, geçmişte ateşe tapmakta kullanılan Farsça sözcükler de kutsal da, bir tek Türkçe sözcükler mi aşağı?” demekte. Ey Arap seviciler, Farsça Kur’an dili midir? Hani Arapça en kutsal dil idi? Madem ki o kadar Arapça sevdalısısınız neden direkt olarak” es-salat” sözcüğünü geçirmediniz!? O kadar yaygara ne içindi?

Diğer bir konu… Sahabe Bilal-i Habeşi’ nin okuduğu şekliyle ezanı çok sevdiğim gibi bana huzur da verdiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ezanın(duyuru) Türkçe olmaması beni hiç rahatsız etmiyor. Bu noktada Türkçe ezan okutulmasının savunması bir yana, dilbilimsel olarak ezan Türkçeye çevrilir mi itirazlarının biraz iç yüzüne bakmak istiyorum. Haklılar mı haksızlar mı? “Ekber” sözcüğü Araplar arasında sadece kutsal bir büyüklüğü ifade eden değil ve fakat mesela toplama-çıkarma gibi işlemlerde de kullanılan bir sözcükmüş. Anlamı sadece kutsala özgü değil! “Allahu ekber” in Türkçe karşılığı “Ulu Tanrı” daki “ulu” sözcüğü ise sayısal bir büyüklüğü ifade etmek yerine sadece tinsel, kutsal bir büyüklüğü ifade etmek için kullanılan bir sözcüktür. “Ekber” sözcüğünün Arapçada sadece kutsala özgü olmadığı bilindiği halde Türklere yalnızca kutsal olana özgü bir sözcükmüş gibi yutturulmuş, “Ulu” sözcüğü küçültücüdür denerek karşı çıkılmış. “Ulu” sözcüğü kulağınıza küçültücü bir sözcük olarak geliyor mu gerçekten?

Diğer bir kelimemiz “Sünnet”…
Anlamı erkek çocukların cinsel organlarının ucundaki deri örtüsünün kesilmesi olduğu gibi aynı zamanda da Peygamber efendimizin davranışlarını, sözlerini, ibadetlerini anlatmak için kullanılan bir kelime. İlk anlamıyla alırsanız, bunun Arapça’daki karşılığı “Hitan” kelimesi. “Hitan oldun mu?” diye sorulursa bir Arap ne kastettiğinizi anlayabiliyor. Ey din bilginleri, hangi akla hizmet ! insanların en şerefli olanının davranışlarını, sözlerini, ibadetlerini anlatmak için kullandığınız kelimeyi bir Türk’ün imgeleminde cinsel bölgeyi gözler önüne seren bir fiil ile ilişkilendirdiniz? Arapça sevenler, “maksadınız müspet miydi?” Eğer bunu dahi düşünemediyseniz siz Arapça bildiğinizi, din bilgini olduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz? Yok, bilerek bu şekliyle dile soktuysanız siz de hiç utanma yok mu? Yeri gelmişken, sefil din bilisizi Ebubekir Sifil denilen kişinin kadın sünneti ile ilgili YouTube‘da izleyebileceğiniz şu sözleri için özellikle Müslüman kadınlarımız ne düşünüyorlar: “Kadının cinsel arzularının yükseltilmesi için yapılan bir operasyondur.” Kadın sünnetinin yararlı, gerekli olduğunu düşünen kadınlar var mı aranızda?

Sonra…
Diyelim ki “iman” sözcüğünün Arapçadan başka Türkçe de dahil olmak üzere herhangi bir dilde karşılığı bulunmuyor olsun, bu durumda diğer dillerde iman kavramını o insanların düşünde canlandıramıyorsak Arapça konuşanlar hariç herkes Allah’ın huzuruna imansız olarak mı çıkacaklar? Herhangi bir Arapça kelimenin Türkçe bir karşılığı yok ise, “bu Arapça sözcüğü Türkçeleştirmeksizin doğrudan doğruya Arapçasını Türk diline sokunca, Türk düşüncesinde bir karşılığı mı oluşuyor?” Hal böyleyken, biz Türkler hepimiz imansız mıyız?

Diğer kelimelerimiz de “Allah” ve “İlah” sözcükleri…
“Allah” sözcüğü yerine kullanılan Türkçe “Tanrı” sözcüğünün ve Allah’a ilah demenin yanlış olduğunu, Kur’an’da sadece putlara ilah dendiğini, Tanrı sözcüğünün Allah anlamına gelmediğini savlayan din bilginlerine yazar özetle şöyle cevap vermekte:
Arapça “Allah” sözcüğü Kur’an’dan önceki dönemde de kullanılıyordu. Arapların ilk kez Kur’an’dan duydukları bir sözcük değildi. Allah, Allah’a ilah denmez diyenlere Kur’an-ı Kerim, Ankebut suresi 49.ayet ve Nas suresi 3.ayet ya da Taha suresi 98.ayet gibi ayetlerle cevap veriyor aslında. Kur’an’da put anlamında kullanılan “Sanem” kökünden gelen sözcükleri örneğin En’am suresi 74.ayet, Araf suresi 138.ayet ya da İbrahim suresi 35.ayet gibi ayetlerde de görebilirsiniz. İ.S 730’lu yıllarda (şimdilik bilinen) Orhon yazıtlarında “Tanrı” sözcüğünü taşa kazımış Türkler, 15.yüzyıla dek Türkçe Kur’an çevirilerinde “Allah” sözcüğünü “Tanrı” diye çevirmişler. Örneğin, “1070 yılında yazılan Kutadgu Bilig, Arapça Kur’an öğretisinin bütünüyle Türkçeleştirildiğini gösteren çok önemli bir kaynak” iken ve “1072 yılında yazılan Divan-ı Lugat it-Türk, Türklerin o yıllarda öz dillerini koruduklarını ve Araplara Türkçe öğretmek için çabaladıklarını gösteren yazılı bir belge” iken neyi savunacaksınız? Yani on beşinci yüzyıla dek Müslüman Türk bilginleri Allah’a Tanrı denmeyeceğini düşünemediler, Ortaçağ’dan günümüze kadar olan kişiler düşündüler öyle mi? “İslam dininden olan aydınlar, bilginler Osmanlı Devleti kurulmadan önceki yıllarda bilim, düşün alanlarında yeryüzü egemeniydiler. Osmanlı’nın bilim, düşün alanlarındaki varlığı ne olabildi?” diye sorar bu noktada yazar.

Başka bir şey daha… Örneğin, Batı, Müslüman düşünürlerce Arapçaya çevirilen Aristoteles düşüncelerini ‘Araplardan 400 yıl sonra Arapçadan yaptıkları çeviriler yoluyla öğrenirken’, Müslüman Türkler bunu çevirmek yerine Arapçadan okuyarak kendi aydınlanmalarına mı kararmalarına mı sebep oldular? Senelerdir insanları kandırmaya utanmayanlara şunu demek lazım: Bir Arap’a İtalyanca bir şey söylenirse, bir Fransız’a Çince bir şey söylenirse anlamaz da, bir Türk’e Arapça bir şey söylenirse anlar mı? Kendilerini övmek istedikleri zaman “Batılılar her bilgiyi Kur’an’dan öğrendiler”, “Bilim’de yapılan buluşların hepsi Kur’an’da yazılı; Batılılar bu bilgileri Arapça’dan çeviriyle alarak buluşları gerçekleştirdiler” diyerek çevirinin yararından bahsedenler yine aynı tipler… Ne “Ekber” bir çelişki değil mi?

Dileseydi bizi tek bir toplum yapacağından, Tanrı açısından O’ndan en çok sakınanın en üstün olmasından Hucurat suresi’nin 13. ve Maide suresi’nin 48. ayetlerinde bahsetmiyor mu? Bu ayetler diğer ırkçılıklara karşı çıktığı gibi aynı zamanda dil ırkçılığına da karşı değil midir?

“Din elden gidiyor” çığırtkanları, kendi öz dillerinde herkesin dini anlamasını sağlamak varken Arapça, Arapça diye tutturanlar İslam’ı sömürenlerin ta kendisi değil midir?

Kendi dilimizdeki yüz kızartıcı, utandırıcı kelimelerin geçmişte hangi anlamlarda kullanıldığına, nasıl şerefsizce gerçek imgelerinin yok edildiğine girmeyeceğim, çok istersen kitabı okur öğrenirsin zaten(pek sanmıyorum!)

Bu incelemede Arapça ve Farsça’dan dilimize geçmiş sözcüklerle, saf Türkçe sözcükleri birlikte kullandığım için, yani sadece Türkçe sözcüklerle derdimi anlatamadığım için ne kadar da kendi dilimin yabancısı olduğumu görerek, okuyanlardan özür dilerim.

“Ey okuyucu! Eline aldığın bu yazılarda, doğrular bulduğunda, bil ki bunlar Tanrı’dan kaynaklanır. Yanlışlarla karşılaştığında, bil ki bunlar ya bendendir, ya Şeytandan!…

İlgili Paylaşımlar

Yorum Yap